‘Umutsuz değiliz ama durum ciddi’


Garip bir çağdayız. Öyle garip ki yaşadığımız en son yıl hâlâ öncekilerden daha garip olmayı sürdürüyor. Bu garip çağda yaşadıklarımızı, ifade edemediklerimizi anlatmak için de sanat vazgeçilmez. Shakespeare’in en gizemli, en vahşi ve en ürkütücü oyunu olan “Titus Andronicus”un yeniden yorumu olan “Titus Kompleks” tam da bu anlaşılmaz ve korkutucu çağa uygun bir oyun. 15 Ocak’tan itibaren DasDas’ta sergilenecek oyunun oyuncularından Didem Balçın ve Mert Fırat’le hem oyunu hem de oyunun çağrıştırdıkları üzerinden 2024’ü konuştuk.

– Titus Kompleks üzerine konuşmak için öncelikle Titus Andronicus’un dönemini aşan güçlü ve ürkütücü mesajını konuşmalı sanırım. Bu bağlamda neden Titus Andronicus’un çağdaş bir uyarlamasına gerek duyuldu ve DasDas’ta sahnelemeye karar verdiniz?

Mert Fırat: Ersan Mondtag’la uzun zamandır konuşuyorduk. Birçok oyun üzerine düşündük. Hepimizi heyecanlandıran Titus Andronicus oldu. Yaşadığımız çağa çok fazla sözü olan Shakespeare’in en sert oyunu.

Didem Balçın: Ersan’ın önceki oyunlarını da izlediğimiz için, etkileyici ve seyircinin gözünü ayıramadığı bir sahnelemeyi hayal etmemiz çok zor olmadı.  

M. Fırat: Titus Andronicus’un sahneden bizim söylemek istediğimiz sözlerle çok fazla ortak yönü olması da aslında tercihimizi yönlendirdi. Shakespeare’in Titus söylencesinden ilham alıp aktarılan bir metin var. Metnin içinde de tarihsel sapmalar var. Tarih sırasına göre 100 yıl geri, 200 yıl ileri gibi. Sapmaların da olduğu bir toplam birlik var ama en önemlisi Romalıların 10 yıl süren savaşlar sonrasında bir daha Gotları ele geçirerek iktidarı almaları. Gotların ise Roma’nın içinde sisteme zarar verdiklerine dair bir metafor var. Metni, Almanya’da yılın en iyi genç yazarı seçilen Olga Helen Bach yazdı. Biz bu metaforu aslında iki imparator şirketin düzlemi olarak kullandık. Tam bir uyarlama değil, yeniden yorumladık. Kardeşleri, baba-oğul yaptık. Tek yumurta ikizi olmayan ikizleri, tek yumurta ikizi yaptık. Titus’tan hatırlayacağımız karakterler burada farklılar. Dramaturgumuz Thomas Peter. Shakespeare’in güncelliği tartışmasız. Shakespeare metinleri, her dönemde derdini anlatabilen bir kabiliyete sahip. Ama biz burada bu metni bir araç olarak kullanarak bambaşka bir dert anlattık.

– Titus Andronicus, Shakespeare oyunlarının içinde en çok vahşet barındıran olarak görülür. Sizce oyun günümüzün ruh haliyle nasıl eşleşiyor?

D. Balçın: Oyunda Titus, karşımıza güçlü bir inşaat şirketi sahibi olarak çıkıyor. Sığır tüccarı Gotlar Kraliçesi Tamora da yaşanan bir trajediden sonra şirketini devrediyor. Titus, Tamora’nın şirketini  istediği şartlarda bir sözleşmeyle devralıyor ama bir şirket birlikteliği Tamora’nın fazlaca fedada bulunmasına neden oluyor. İntikam bu oyunun ana öğelerinden ve kaybettiklerinin intikamını alırken güç dengesinde bu sefer Tamora öne çıkıyor ve aslında tüm oyun güç dengesinin sürekli değişmesini anlatıyor. Sistemin yozlaşması Titus ve Tamora’nın iktidar mücadelesi üzerinden anlatılıyor. Bu yüzden de sadece bu çağın değil tüm çağların meselesi, her dönemde bu güç mücadelesiyle karşı karşıyayız. Oyunun da en önemli cümlesi bence, “Fedakârlık yapmak gerek”.

M. Fırat: Titus bu dönemin ruh haliyle çok net eşleşiyor çünkü zaten sürekli bir yer kapma veya kaynak savaşları yaşanıyor. Her türlü yeni model savaşı içinde bulunduran bir dönem bu. Şimdi enerji savaşları yaşıyoruz. Dolayısıyla bu tarafta onlarca savaşın olduğu, kaynak yokluğundan insanların zor durumda kaldığı, susuzluktan 200 bin insanın göç ettiği bir dönemde Titus, vahşi emperyal hikâyesini günümüze getiriyor. Bununla yüzleşince de boğazında bir yumru oluyor. O günlere bakarak “Aman ne kadar korkunçmuş ne kadar vahşiymiş” diyeceği bir durum yok. Bu çağ, Titus oyununun kendisinden de döneminden de daha vahşi ve acımasız. Üstelik her şey milyarca insanın gözü önünde oluyor.

Şiddet pornosu

– Titus izleyicisini şiddetle çıplak bir biçimde yüzleştiren bir oyun. Peki Titus Kompleks söz konusu şiddeti nasıl betimliyor?

D. Balçın: Gerçek bir biçimde betimliyor. Seyirci, sahnede vahşeti ve güç savaşını bire bir görüyor. Belki o dönemde bu kadar yüzleştirmek daha güçtü, biz bu şiddeti seyircinin yüzleşebileceği tercihlerde bulunduk. Sırf şiddeti göstermekle kalmıyor acı verici olan kendi değerlerimizi ve değer verdiklerimizi nasıl harcadığımızı anlatılıyor. Bu da seyircinin kendiyle yüzleşmesini sağlıyor.    

M. Fırat: Aslında çok estetik biçimde de ortaya koyuyor. Çünkü bu dönemin bir başka sorunu da bu şiddet pornosu. Şiddet pornosunun had safhaya çıktığı, sosyal medya araçlarının içinde bir şekilde şiddeti sürekli izlediğimiz, gördüğümüz, bize dayatılan dünya. Ekranlardan izliyoruz, oyun tam da aslında bu biçimde kurgulanıyor, canlı kameralar tarafından çekiliyor ve üç ekrandan seyirciye gösteriliyor. Titus’un zaten kendi ofisinde de bir güvenlik kamerası ekranı var. Dolayısıyla o ekranların üzerinde her şey cereyan ediyor ve herkes göremediği, kaçırma ihtimali olanı büyütebiliyor, daha da yakın, daha da büyük, daha da kanlı… Aynı bu çağda olduğu gibi. Çünkü bu çağ aslında insanları etken, her şeyden haberdar, müdahaleci, reaksiyon imkânı veriyormuş, özgürlük sunuyormuş gibi yapıp sadece şahit ediyor, edilgen hale getiriyor. Tüm bu sosyal medya araçları bu ekranlara karşıdan bakan, itiraz hakkı olmayan, sözde itiraz ederek belirli bir sağıltım yaratan araçlara dönüştü. Titus Kompleks bunu seyirciye bir kez daha aynı oyunun içinde gösteriyor.

– Dünyanın gidişatı hakkında pek çokları olumsuz ve umutsuz. Sizce her şey kötüye mi gidiyor?

M. Fırat: Aslında her şey kötüye gitmiyor. Hastalıklardan ölüm rakamları azaldı. Teknoloji geliştikçe bazı sorunların çözümleri hızlandı. Fakat durmadan büyüyen bir nüfus var dünyada, bu yıl 8 milyarı gördük. Kaynaklar azalıyor, çok kötüye giden süreçler var. Demokrasi ve onun işleyişi ile ilgili çok kötü zamanlardan geçiyoruz. Savaşları, içinden geçtiğimiz bu dönemi, iklimi ve küresel ısınmayı da göz önünde bulundurursak çok daha zor ekonomik koşulların ve trajedilerin bizi beklediği bir dünya söz konusu. Oyunumuzda şöyle bir cümle var bence bu sorunun cevabına uygun: “Umutsuz değiliz ama durum ciddi.”

D. Balçın: Yaşananlar, her gün dünyanın daha umutsuz ve kötü bir hale gittiğini hissettiriyor ama umudumuzu kaybetmeden yaşamaya devam etmeliyiz. Bizim de sanatla yapmaya çalıştığımız şey bu. Bir şekilde bir yerden umudu yakalamak ve her şeyin daha iyiye gideceğine inanmak gerekiyor.

Filenin Sultanları ve Merve Dizdar

– 2023’te olumlu, olumsuz oldukça dramatik birçok gelişme yaşandı. Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladık ama büyük bir deprem acısı yaşadık, Filenin Sultanları ve Merve Dizdar bizi gururlandırdı ama ekonomik kriz iyice derinleşti. Sizce nasıl bir yıldı, nasıl hatırlayacağız ileride?

D. Balçın: Kötü bir yıldı. Aslında geriye yönelik de 2022, 2021, 2020… çok olumlu konuşmak zor ama arada insanın iyi hissettiği dönemler oluyor. 2020’de evlendim, 2021’de çocuğum doğdu. Bunlar mutlu olduğum anlardı. Ama 2023’te dünyanın iyi hatırlayacağı şeyler, sizin de ifade ettiğiniz gibi Filenin Sultanları’nın bizi gururlandırması oldu. Müthiş bir heyecan ve büyük bir gurur biraz olsun iyi hissetmemizi sağladı.

M. Fırat: 2023’ü düşününce hepimiz için, benim için de en kötüsü yaşadığımız deprem felaketiydi. Aslında 2020’de de pandemiyle beraber kayıplarımız oldu. Türkiye’den dünyadan birçok insanın kaybına uğradığımız bir dönemdi. 2023’ün unutamayacağım anlarından biri Merve Dizdar’ın Cannes’da en iyi kadın oyuncu ödülünü alması oldu. Müthiş bir andı. Umarım 2024’te savaşlardan, yanlış yapılmış binalardan, hastalıklardan insanları kaybetmediğimiz yeni bir döneme giriyor oluruz.

Yılbaşı akşamı

– Yılbaşı akşamını nasıl geçireceksiniz? Yeni yılın gelişini kutlamak için motivasyonunuz ne olacak?

D. Balçın: Yılbaşı günü ailemle olacağım. Yılbaşından sonra Titus’un provaları ve dizi çekimlerim var, yeni yılda motivasyonum çalışmak olacak.

M. Fırat: Ben de ailemle olacağım. Son birkaç ay inanılmaz yoğun çalıştık. Yılbaşı benim için biraz dinlenmek anlamına geliyor aslında. Yeni yıl motivasyonum da her günümün motivasyonu da aslında çalışmak ve üretmek.

Canlı kameralarla takip

– Kameraların sürekli takibinde giden bir oyun, son dönem yapılan oyunlardan çok farklı bir noktada duruyor? Nasıl bu fikre karar verildi? Dekoru ve ışığı nasıl tasarlandı?

M. Fırat: Ersan sinemayla da ilgili yönetmenlerden biri. Daha önce başrolünde John Malkovich’in oynadığı orta metraj bir filmi de var. Dolayısıyla kamera kullanımı daha önce birçok oyununda da dil olarak var. Biz de daha önce bazı oyunlarımızda yine kamera kullanımını yaptık ama Titus Kompleks’te daha hareketli, seyirciyle başka türlü bir bağ kuran, başka bir dil yaratan canlı kameralar var. Objektifin gördüğü kadarıyla bir alanı izletme gibi ya da sahnede izlediğiniz ama o sahne oynanırken diğer tarafta da ne olduğunu göstermek gibi tercihler var. Dolayısıyla bu da Ersan’ın reji tercihi aynı zamanda, hep beraber geliştirerek ilerleterek, seyircinin de çok takdir ettiğini, şimdiden bu kısa sürede oynadığımız zamanda da izleyenlerin bu seyirden çok zevk aldığını gördük.

Taşlar yerine oturdu

– Titus’un künyesine baktığımızda uluslararası bir ekiple bir arada yapıldığını görüyoruz. Özellikle dikkat çekici bir oyuncu kadrosu var. Böyle bir ekip nasıl bir araya geldi?

D. Balçın: Zaten Mert beş yıldır Ersan Mondtag’la bir iletişim halindeydi. Ancak pandeminin araya girmesiyle ve o dönemde istediğimiz gibi yapamayacak olmamızdan dolayı bu sezona ertelediğimiz bir oyun oldu. Ersan’la birlikte onun ekibi bu oyun için devreye girdi. Oyuncu kadrosunu da DasDas olarak biz bir araya getirdik. Aslında ben, kendi açımdan söylüyorum, bu biraz enerji meselesi, bir şeylerin, taşların yerine oturması gibi… Ersan, Thomaspeter, Olga, Tristan Brusch müzisyenimiz, bunların hepsi o tarafta bir araya gelirken bizim de oyunumuzda böyle bir tılsım gibi oyuncular, taşlar yerine oturdu.

M. Fırat: Ersan yazar olarak çoğu zaman, aynı zamanda da yakın arkadaşı olan Olga’yla çalışıyor. Dramaturgumuz Thomaspeter daha önce birçok kez Titus Andronicus üzerine çalışmış birisi. Oyunun müziklerini yapan Tristan, Ersan’ın en son Berliner Ensemble için yönettiği “Woyzeck” oyununun da müziklerini yapmış. Oyunun müzikleri 13 müzisyen tarafından canlı kaydedildi. Böyle bir süreç, Ersan ve ekibiyle çalışmak gerçekten hem biz oyuncular için hem de tüm ekibimiz için çok heyecanlıydı. Dekoru ve kostümleri de Ersan tasarladı. Oyunun içinde geçtiği iki katlı evin maketini gördüğümüzde ayrı, o maket gerçeğe dönüşüp sahnede dekor olarak kurulduğunda apayrı bir heyecan oldu.



Source link

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*